SAĞLIK

HAPİSTE SAĞLIK

Avrupa Cezaevi Kuralları, “Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese, insan haklarının gerektirdiği gibi saygılı davranılmalıdır.” maddesiyle başlar ve 102(2) maddesinde “Özgürlükten yoksun bırakılarak hapsetmenin kendisi bir cezadır. Bu nedenle, hükümlü mahpuslara uygulanan rejim hapsedilmenin doğasında var olan sıkıntıyı daha da ağırlaştırmamalıdır “ vurgusunu yapar. Aslında hem uluslararası sözleşmeler hem de Türkiye’de ki mevzuat mahpusların sosyal yaşamdan koparıp kapatılmasının başlı başına bir ceza olduğunu ve bu cezanın kapatılma haricinde bir ek cezaya dönüştürülemeyeceğini garanti eder. Aynı zamanda Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 39. maddesinde; hastanın, kişilik değerlerine uygun bir şekilde ve ortamda sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkına sahip olduğu vurgulanır. Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı veya Onur Kırıcı Ceza ve Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) ise  mahpusların sağlık hizmetlerinden eşit faydalanmaları konusunda  ayrıntılı bir öncelikler listesi belirlemiştir (Doktora erişim, bakımda eşitlik, hastanın onayı ve gizlilik, önleyici sağlık hizmetleri, özellikle ağır ve ölümcül hastalar olmak üzere insani yardım, sağlık personelinin mesleki bağımsızlığı ve mesleki yetkinliği). 

Tüm bu ilkeler göz önünde bulundurulduğunda, yasal mevzuatın, mahpusların ceza infaz kurumlarının dışındakilere eş bir sağlık hizmetinden yararlanma hakkında sahip olduğunu iddia ettiği görülecektir. Ancak uluslararası sözleşmeler ve Türkiye’nin kendi yasal düzenlemelerine karşın, Türkiye’de mahpusların sağlık hizmetlerine ulaşmasında ve eşit haklardan yararlanıp eşit muamele görmesinde ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. 

Mahpusların Sağlığa Erişim Hakkı Önündeki Engeller ve Sorunlar

Türkiye’deki ceza infaz kurumlarında öncelikli olarak birinci derece sağlık hizmetleri ve doktora ulaşımda sorunlar yaşandığı bilinmektedir. Türkiye’de, ilgili mevzuat gereği nüfusu 5000’in üzerinde olan hapishane yerleşkelerinde “30 yataklı C Grubu Kampus Hastanesi” yapılması mümkündür. 2015 yılı itibariyle 360 hapishanenin olduğu Türkiye’de Ankara Sincan, İstanbul Silivri, Maltepe ve İzmir Aliağa’da olmak üzere toplam dört kampüs hastanesi bulunmaktadır. Bunun dışında nüfusu 1000’nin üzerinde olan hapishanelerde müstakil aile hekimliği ve diğer hapishanelerde en az haftada 2 gün 6 ile 12 saat arası cezaevi revirinde aile hekimleri tarafından sağlık hizmeti sunulmaktadır. 

Hapishanelerde aile hekimliği uygulamasına bağlı olarak sorunlar yaşandığı bilinmektedir. Kapasitesi 1000’in altında olan hapishanelerde düzenli hekim bulundurulmadığı için birinci derece sağlık hizmetine hızla ulaşmakta ciddi sıkıntılar yaşandığı bilinmektedir. Yine bu hapishanelerde sağlık görevlisi veya doktor muayenesi sağlansa bile sağlık personeli sürekli değişebildiği için hastalığın düzenli takibi ve tedavisi aksayabilmektedir. Bu durum özellikle ağır veya kronik hastalıkları olan mahpusların tedavilerini ve hayat standartlarını olumsuz yönde etkilemektedir. 

 

Hastaneye Sevkler

Mahpuslar, aile hekimlerinin onayıyla hastaneye sevk edilmektedir. Aile hekiminin hazır bulunmadığı durumlarda nöbetçi amir (hapishanede görevli 2. Müdür veya onun da hazır olmaması durumunda infaz koruma baş memurları) sevk işlemini gerçekleştirmektedir. Bu durumda mahpusun durumunun aciliyetine ve sevkin gerekliliğine karar veren sağlık personeli olmaması endişelere yol açmaktadır. 

Hastane sevkleri öncelikli olarak hapishane ambulansları tarafından yapılmaktadır. Türkiye’de sadece 34 adet cezaevi ambulansı bulunmaktadır yani yaklaşık 5000 mahpusa bir ambulans düşmektedir. “Cezaevi ambulansının” olmaması halinde ise acil durumlar için 112 servisinden ambulans istenmekte veya hapishane ring araçları kullanılmaktadır. 

 

Ring Araçları

Hapishane ring araçlarının hasta taşımaya elverişli olmaması mahpusların sağlık durumunu olumsuz etkilemektedir. Mahpusların anlatımları ortaya koymaktadır ki bazı hasta mahpusların tedavilerini yarım bırakırken bazıları ise ring araçlarının rahatsızlığı nedeniyle hastane sevkine  başından itibaren çıkmamaktadır. Bu ring araçları 8’er, 12’şer ve 18’er kişilik olmaktadır ve bu araçların bazılarının içleri tek veya üç kişilik bölümlere ayrılmıştır. Mahpuslar bu küçük bölmelerde elleri kelepçeli olarak götürülmektedir. 

Ring araçlarının havalandırmalarının çalışmadığı, yazın çok sıcak, kışın çok soğuk  ve havasız olduğu, kötü koktuğu, hiçbir hijyenin olmadığı, kirli tutulduğu mahpuslar tarafından derneğimize yansıtılan sorunlar arasındadır. Bu koşullardaki ring araçlarında hastaların bir arada taşınması, saatlerce ring araçlarında bekletilmesi örneğin kemoterapi görmüş bir mahpusun bile tedavi sonrası bu araçlarla taşınması var olan sağlık sorunlarının daha da artmasına ve sadece bu koşullardan kaynaklı yeni rahatsızlıklara yol açabilmektedir. Bu durum, hasta mahpuslar için farklı bir nakil aracının gerekliliğini ortaya koymaktadır.

 

Hastanelerde Bekleme Odaları ve Hükümlü Koğuşları

Hastaneye sevk edilen hasta mahpusların tedavi süreçleri, hastanelerdeki bekleme odaları ve hükümlü koğuşlarının sağlıksız ve yetersiz oluşundan kaynaklı olarak olumsuz etkilenmektedir. Bekleme odası bulunan hastanelerde bekleme odalarının darlığı, hijyenik olmayışı ve hasta mahpusun temel ihtiyaçlarını karşılayacak yeterlilikte olmaması hasta mahpusalar açısından sorunlara yol açmaktadır. Aynı şekilde hükümlü koğuşlarının güvenlik gerekçesiyle bodrum katlara yapılması, havasız olması, yeterince hijyenik olmaması ve morgların yanında bulunabilmeleri gibi sorunlar daha önce bu alanda yapılan çalışmalarda tespit edilmiştir. 

Bu koşullar, özellikle kronik, ağır ve yaşlılık dolayısıyla sıklıkla tedavi görmesi gereken yaşlı hastaların sağlık haklarına erişimlerini ve uygun şekilde ve ortamda sağlık hizmeti almalarını engellemekte ve yaşam hakkı ihlali de dahil birçok temel hak ihlaline yol açmaktadır. Yukardaki bilgiler ışığında ağır hasta mahpusların düzenli ve yeterli bir sağlık hizmetine erişmekte ciddi sorunlar yaşadığı tahmin edilebilir. 

 

Hastanelerde Teşhis ve Tedavi

Hastanelerdeki teşhis ve tedavi süreçlerine ilişkin olarak mahpusların dile getirdiği başlıca şikayetler şunlardır:

  • Bazı doktorlar siyasal ve sosyal tutumları nedeniyle mahpuslara ayrımcı yaklaşabilmekte ve bu durum teşhis ve tedavinin engellenmesine varabilmektedir.

  • Mahpusların hastanede kelepçeli olarak muayene edilmeye zorlanması başlı başına teşhis ve tedaviyi engelleyen bir uygulama olarak karşımıza çıkmakta, bazı mahpuslar bu durumu protesto için muayeneyi reddetmektedir.

  •  Mahpusların “dışarıdakiler” gibi doktorunu seçme hakkı bulunmamakta ve mahpuslar kendisine ayrımcı veya ilgisiz davrandığını düşündüğü bir doktor yerine başka bir doktora gidememektedir.

  • Mahpusların her hastane sevkinde ayrı bir doktor ile karşılaşmaları olasıdır ve bu durum teşhis ve tedavinin sürekliliğini engelleyebilmektedir.

  • Mahpusların bir diğer şikayeti ise hastane doktorları tarafından kendilerine gerekli ve yeterli bilgilendirmenin yapılmamasıdır. Mahpuslar, hastalıklarına dair bilgilendirmeyi revir doktoru aracılığıyla alabilmektedir.

 

Hasta Mahpuslar İçin Hapsetmeye Alternatif Yöntemler

Birçok ülkede ağır hasta mahpuslar için hapis cezasının alternatiflerinin yaratılması ya da tahliye gibi farklı alternatifler geliştirmekte ve uygulanmaktadır. Buna karşın Türkiye’de ağır ya da ölümcül hasta mahpusların durumlarına yönelik alternatif çalışmalar oldukça sınırlıdır.

Türkiye’de denetimli serbestlik ve cezanın infazının ertelenmesi işlemleri ilgili Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından yürütülmektedir. Bir mahpusun ağır hastalık veya hapishane koşullarında yaşamını sürdüremeyecek durumda olması nedeniyle infazının ertelenmesi için Adli Tıp Kurumundan rapor alabilmesi ve Emniyet Müdürlüğü’nün “toplum güvenliği için tehdit oluşturmadığı” yönünde karar vermesi gerekmektedir.

Söz konusu olan mahpusların rapor alabilmesi olduğunda Adli Tıp Kurumu yoğun eleştirilere hedef olmaktadır. Sağlık dosyalarının acileyetle ele alınmasında ciddi gecikmeler yaşandığı bu alanda yapılan birçok araştırmaya yansımıştır. Adli Tıp Kurumu’nda sağlık raporları hakkındaki taleplerin hızla ele alınması durumunda bile raporun eksik olarak değerlendirilmesi halinde geri gönderilerek eksikliklerin tamamlanmasının istendiği, bazı durumlarda ise rapor sürecinin baştan başlatıldığı bilinmektedir. 

Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen rapor cezanın infazının ertelenmesi veya denetimli serbestliğin gerekli olduğu yönünde olsa bile 6411 Sayılı kanun gereği, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görüşü istenen Emniyet Müdürlüğü’nün de mahpusun  “toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı” yönünde görüş bildirmesi gerekmektedir. Sağlık raporunun bağımsız bir doktorlar heyeti tarafından değil de devlete bağlı adli tıp kurumu tarafından verilmiş olması raporun objektifliği konusunda ciddi endişeler duyulmasına yol açmaktadır. Yine hasta mahpusum ceza erteleme veya tahliyesinde son kararın güvenlik gerekçesiyle devletin kolluk güçlerine bırakılmış olması ve hiçbir bağımsız kurum veya kuruluşun bu konuda denetleyici olamaması da kaygıları arttırmaktadır.  Ayrıca tüm bu süreçler tarafsız ve gecikmeksizin işlese bile ciddi bir zaman almakta ve bu da ağır hasta tutuklunun tedavisini geciktirmekte ve birçok durumda geri dönüşü imkânsız sonuçlara yol açmaktadır. 

Sağlık sorunu yaşayan mahpuslar ele alınırken bu konu içerisinde durumlarından ve hapishane koşullarından kaynaklı olarak engelli ve yaşlı mahpuslara ayrıca değinmek gerekmektedir.

 

Engelli Mahpuslar 

Dünya Sağlık Örgütü’nce (WHO) yapılan tanımlamaya göre; engellilik, normal sayılabilecek bir insana oranla bir iş yapma yeteneğinin kısıtlanması veya kaybedilmesi gibi dezavantajlı bir durumu anlatır. Türkiye’de 5378 nolu kanunun 3 maddesinde, engellilik, doğuştan veya sonradan her hangi bir nedenle, bedensel, zihinsel, duyusal ve sosyal yeteneklerin çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve koruma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişiye ifade etmektedir. Bu tanımdan yola çıkarak, resmi kurumlar tarafından engelliler şu başlıklar altında ele alınmaktadır: görme engelliler, zihinsel engelliler, ortopedik engelliler, dil ve konuşma engelliler, işitme engelliler, süreğen hastalıklar, ruhsal ve duygusal engelliler olmak üzere 7 başlıkta incelenir.

Engelli Mahpusların Sorunları ve Çözüm Önerileri[1]

  1. Bakanlık engelli mahpuslara ilişkin istatistiki veriden yoksundur. 

    2002 tarihinde açıklanan ve Devlet Planlama Teşkilatı koordinatörlüğünde Devlet İstatistik Enstitüsü ile Özürlüler İdaresi Başkanlığınca yürütülen Türkiye Özürlüler Araştırması’nda Türkiye’deki engellilerin oranı yüzde 12.29 olarak belirtilmektedir. Devlet kurumları tarafından koordine edilen, yürütülen bu araştırmaya göre Türkiye’deki her 100 insandan yaklaşık 13’ü engellidir. 8 Temmuz 2013 tarihli bilgi edinme başvurumuza gelen cevapta ise Türkiye genelindeki ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde 115 engelli tutuklu ve hükümlü bulunduğu ifade edilmektedir. 130.000’in üzerinde mahpusun bulunduğu hapishanelerde bu sayı yüzde 1’den dahi az bir orana denk düşmektedir. Bu durum, Adalet Bakanlığı’nın engellilik tanımını dar tuttuğu izlenimi yaratmaktadır. 

    Genel Müdürlüğün bilgi edinme başvurumuza verdiği cevaba göre, Türkiye’deki ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde zihinsel engelli 6 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler’in de dikkate aldığı ve uyguladığı “akli engellilik” kriterleri hem “psikiyatrik engelleri” hem de “zihinsel engellilik” durumunu kapsamaktadır. “Akli engellilik” tanımının içerisine giren “psikiyatrik engeller” şizofreni ve bipolar bozukluk gibi belli başlı hastalıkları içerdiği gibi psikososyal rahatsızlıklar da denilen hafif kaygı düzensizlikleri gibi daha küçük ölçekli akıl sağlığı problemlerini” kapsarken “zihinsel engellilik” ise “öğrenme, dil ve motor veya sosyal yetenekler gibi alanlarda yeteneklerin veya tüm zekanın zayıflığı ile nitelenen aklın durağın veya yetersiz gelişimi durumu” için kullanılmaktadır. Bakanlık, “zihinsel engellilik” için hangi kriterleri dikkate almaktadır bilinmemektedir.

    Yine bilgi edinme başvurumuza verilen cevaba göre “süreğen hastalıklar” engellilik olarak değerlendirilmemektedir. Yukarıda da atıf yapılan, devlet kurumları tarafından yürütülmüş olan 2002 tarihli Türkiye Özürlüler Araştırması’nda ise süreğen hastalıklar “kan hastalıkları, kalp- damar hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları, idrar yolları ve üreme organı hastalıkları, cilt ve deri hastalıkları, kanserler, endokrin ve metabolik hastalıklar, ruhsal davranış bozuklukları, sinir sistemi hastalıkları, HIV” olarak açıklanmakta ve engellilik kapsamında istatistiklere dahil edilmektedir. Adalet Bakanlığı’nın süreğen hastalıkları, engellilik kapsamında değerlendirmemesi varolan istatistikleri eksik kılmaktadır. 

    Öneri: Engelli mahpuslara ilişkin sağlıklı istatistiki verilerin tutulabilmesi için engelli dernekleriyle ortak çalışmalar yürütülmeli ve öncelikle istatistiki verilerin kriterleri oluşturulmalı ve istatistikler bu kriterler çerçevesinde oluşturulmalıdır.

  2. Gerçekleştirilen hapishane ziyaretleri göstermiştir ki hapishaneler mimari açıdan engellilere uygun inşa edilmemiştir. Asıl önemlisi yeni inşa edilen hapishaneler de engellilere uygun olarak inşa edilmemektedir. 

    En basitinden, Türkiye’de özellikle 1980 sonrası inşa edilen neredeyse bütün hapishane tipleri iki katlı binalar halindedir. Bu binalarda koğuş tek katlı olsa dahi, atölyeler, işlikler, bazı hapishane tiplerinde ziyaret kabinleri, revirler üst katlarda yer almaktadır. Yani iki kat üzerine inşa edilen bu hapishanelerde gerekli donanım da olmadığından görme engelliler ve ortopedik engelliler koğuşları ve çıkabilirlerse havalandırmalarına hapis durumdadır ve ortak kullanım alanlarının çoğunu kullanamamaktadır. Kaldı ki 2000 sonrası inşa edilen F, L ve T tipi hapishanelerde ise “oda”ların  büyük bölümü iki kat halindedir. Alt kat banyo, lavabo ve masa, sandalyenin bulunduğu yaşam alanı üst kat ise yatakların bulunduğu bölümdür. Bu modelin kendisi engelli mahpusların göz ardı edildiğini göstermektedir. Yine bu hapishanelerde ortak yaşam alanlarının, atölyelerin önemli bir kısmı üst katlardadır.

    Türkiye’deki hapishanelerin birden fazla katlı olmaları aşikar ve bilinir bir durum iken Adalet Bakanlığı engelli mahpuslara ilişkin iki bilgi edinme başvurusuna da “Ülkemiz genelinde 360 ceza infaz kurumu bulunmaktadır. Bu kurumlar çok katlı olmadığından, engellilerin yaşam şartlarına mani bir durum bulunmamaktadır.” şeklinde cevap verebilmiştir. Bu durum, Bakanlığın, engellilik ve erişilebilirlik konularına uzak olduğunun bir göstergesi olarak okunabilir. 

     

    Öneri: Uluslararası anlamda erişilebilirlik kriterleri belirlenmiş durumdadır. Projede beraber çalıştığımız engelli dernekleri bu kriterlere vakıf durumdadır ve kurumların erişilebilirliğine dair gözlem ve izleme faaliyetleri de yürütmektedirler. Bakanlık ve Genel Müdürlük, engelli derneklerinin hapishanelerin erişilebilirliğine dair izleme yapmasına izin vermeli, çıkacak rapor doğrultusunda neler yapılabileceğini belirlemelidir.

  3. Hapishanelere yapılan ziyaretler göstermiştir ki sadece hapishane binalarının içi değil, dış duvarlardan itibaren avluları da engelliler için uygun değildir. Örneğin görme engelliler için hiçbir kabartma zemin düşünülmemiştir veya tekerlekli sandalye kullanan ya da düz zeminde yürümesi gereken ortopedik engelliler için yollar düzenlenmemiştir. Engelli derneklerinden katılımcılarla yapılan ziyaret sırasında engelli katılımcılar binanın girişine kadar zaman zaman iki kişinin birden yardımına ihtiyaç duyarak ilerlemek zorunda kalmışlardır.

    Öneri: Engeli ziyaretçiler ve engelli mahpusların hapishaneden hastane ve mahkemeye gidiş gelişleri de düşünülerek hapishane avluları da engelliler açısından erişilebilir kılınmalıdır. 

  4. Engelli mahpusların kullanmak zorunda olduğu bir takım ihtiyaçları söz konusudur. Örneğin ortopedik engelli ve tekerlekli sandalye kullanan bir mahpusun özel yastık kullanması, felç bir mahpusun vücudunda yaralar çıkmasını engelleyecek bir yatak kullanması, kısmi felç bir engellinin egzersiz için kullanacağı bir takım aletler gibi. Proje çalışması süresince ve hapishane ziyaretleri sırasında kişinin sağlığın ve yaşam kalitesini doğrudan etkileyen zaruri bu ihtiyaçların bazılarının devletin ödeme kapsamında dışında tutulduğu tespit edilmiştir. Bir hapishane yetkilisi, bu tip ihtiyaçların karşılanmasının, ancak hayati öneme haiz bir zorunluluk olduğuna dair rapor alınabilmesiyle mümkün olduğunu, bu konudaki protokolün bunu gerektirdiğini belirtmiştir. 

    Öneri: Hasta ve engelli mahpusların karşılanabilir ihtiyaçlarını belirleyen protokol, engelli derneklerinin görüşleri alınarak ve katılımıyla yeniden düzenlenmeli, sadece hayati öneme haiz  zorunluluk değil, kişinin yaşam kalitesi de dikkate alınmalıdır.

  5. Hapishaneler ve engelliler meselesi sadece engelli mahpuslarla sınırlanamayacak kadar önemlidir. Hapishanelerde engelli personel istihdamı da gerçekleştirilmekte ve engelli personel istihdamının gerektirdiği çalışma koşulları oluşturulmadığında sorunlar yaşanmaktadır. Hapishane ziyaretleri sırasında görme engelli bir personelin hapishanede istihdam edildiği ancak mekan ve donanım eksiklikleri nedeniyle atıl vaziyette, hapishane dışında, otopark bölümünde bekletildiği görülmüştür. Kağıt üzerinde engelli istihdamı gibi görünen bu durum, engelliyi pahalı bir istihdam, bir yük olarak görmekte ve atıl tutmaktadır.

    Öneri: Hapishaneler, engelli istihdamı açısından da gözden geçirilmeli, engellilerin atıl kalmaması yönünde tedbirler alınmalı ve iş alanları buna göre düzenlenilmelidir. Örneğin, görme engelli istihdamının yapıldığı hapishanede, kabartma zemin, sesli ikaz gibi hiçbir düzenleme yapılmadığı gibi, görme engelli kişinin rahatça çalışabileceği santral de üst katta olduğu için engelli istihdamına uygun değildi. 

  6. Hapishaneler ve engellilik konusunun bir diğer ayağını ise engelli ziyaretçiler oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında kendisine ulaşılan ortopedik engelli iki engelli ziyaretçinin anlatımları insanlık onuruyla bağdaşmayacak uygulamaların varlığını göstermektedir. Tekerlekli sandalye kullanan bu iki mahpus yakını da hapishaneye giriş sırasında, duyarlı kapıdan geçebilmek için tekerlekli sandalyelerinden indirildiklerini ve duyarlı kapıdan sürünerek geçmek zorunda kaldıklarını ifade etmişlerdir. 

    Öneri: Hiçbir güvenlik kaygısı bu ve benzeri uygulamaları haklı çıkaramaz. Bu uygulamayı ortadan kaldıracak tedbirler düşünülmelidir. Bakanlık gerekirse duyarlı kapıdan ötmeden geçebilecek materyallerden yapılmış bir tekerlekli sandalyeyi bu tür durumlarda kullanılmak üzere almalı ve ortopedik engelli ziyaretçiler bu sandalyeyi kullanarak duyarlı kapıdan geçebilmelidir.

  7. Hapishane ziyaretleri, görüşülen mahpusların anlatımları ve yapılan bilgi edinme başvurusu sonucu görülmüştür ki ring araçları engellilerin kullanımına uygun değildir. Ortopedik engelli bir mahpusun her mahkeme ve hastane ziyareti sırasında bu araçları kullanmak zorunda kalması tasavvur edilmesi dahi zor güçlükler yaratmaktadır. 

    Öneri: Ring araçları engellilerin kullanımına uygun olarak yeniden düzenlenmeli, engelli mahpusların kullanabileceği hale getirilmelidir. Bu gerçekleştirilene kadar, kendilerine eziyet anlamına gelen ringlerin kullanımı yerine mahkeme ve hastaneye ambulanslarla götürmek gibi geçici çözümler düşünülebilmelidir.

  8. Yapılan hapishane ziyaretleri sırasında tespit edilen bir başka durum ise yangın, deprem gibi acil durumlar için oluşturulmuş olan bir acil durum planının olmayışıdır. Bu eksiklik tüm mahpusların yaşamını tehlikeye atmaktadır. Hapishanelerde gerçekleşen yangınlarda gerekli acil durum ve tahliye planının olmayışı nedeniyle mahpusların yaşamlarını yitirdiği örnekler söz konusudur. Bir acil durum ve tahliye planının oluşturulması tüm mahpuslar için olduğu kadar personel için de hayati önem taşımaktadır. Engelli mahpusların ise bu eksiklikten daha doğrudan etkileneceği aşikardır. Tüm hapishaneler için bir acil durum planı oluşturulmalı ve bu plan oluşturulurken engelli mahpusların durumları da gözetilmelidir.

  9. Proje süresince yapılan çalışmalar göstermiştir ki; engelli mahpusların, engellilik konuları ve durumları faklı mimari, yasal ve idari düzenlemeler gerektirmektedir. Her bir engellilik durumu, kendilerine özgü ihtiyaçlar doğurmaktadır ve hapishaneler her bir engellilik durumu için farklı bir bakış açısıyla gözden geçirilmeli, ihtiyaçlar buna göre belirlenmeli ve erişilebilirlik standartları buna göre oluşturulmalıdır. Görme engelli dernek temsilcisinin de katılımıyla yapılan hapishane ziyareti sırasında, bu temsilcinin kendilerinin yazarak mektuplaşamayacağı dikkate alındığında hapishane ses kayıt cihazı kullanmalarına izin verilmesini talep etmesi bu durumun basit bir örneğini oluşturmaktadır (Bu talebe karşılık, hapishane idaresi, var olan yasa ve yönetmelikler gereği hapishanede ses kayıt cihazı kullanmanın mümkün olamayacağını belirtmiştir). Bir diğer basit örnek ise görüşme kabinlerindeki oturakların sabit olmasıyla ilgilidir. Dolayısıyla tekerlekli sandalye kullanan bir engelli mahpus bu kabine giremeyecek, sabit olan oturağın arkasında duracak, zaten çift cam olan görüş kabininin normal mesafesine ek olarak yaklaşık yarım metre daha uzaktan ziyaretçisiyle konuşmak zorunda kalacaktır.

  10. Tekrara düşmek pahasına ifade etmek gerekir ki hapishanelerde engelliler gözetilerek yapılacak olan düzenlemelerin “göstermelik” olmaması, erişilebilirliği arttırması isteniyorsa engellilik konusunda bilgi, birikim ve tecrübe taşıyan engelli dernekleriyle beraber çalışılmalıdır. Konunun özneleri dışarıda bırakılarak yapılacak her düzenleme sorunlu olma olasılığı taşımaktadır. 

    Engelli dernekleriyle yapılan hapishane ziyareti sırasında, boy turnikesinin hemen yanında, engelliler için açılmış olan kapının yerden yüksekte bulunduğu, önüne konulan rampanın tekerlekli sandalye kullanan bir engellinin kendi başına çıkmasına olanak sağlayacak standart eğimden fazla olduğu ve daha da önemlisi hemen arkasında taş merdiven bulunduğu tespit edilmiştir. Tekerlekli sandalyedeki iki dernek temsilcisi ancak 2 kişinin yardımıyla rampadan çıkabilmiş ve 4 mahpusun kendilerini tekerlekli sandalye ile beraber göğüs hizasına kadar kaldırıp taş merdivenin diğer tarafına almasıyla hapishaneye girebilmişlerdir. Sözde engelli mahpusların girişi için açılmış olan bu kapı engellilere uygun değildir. Bu tür hatalara düşülmek istenmiyorsa engelli derneklerinin düzenlemelere katılımı sağlanmalıdır.

 

Yaşlı Mahpuslar

Türkiye hapishanelerinin yönetmelik ve uygulamalarında yaşlı kavramına, yaşlılıkla ilgili önlem ve uygulamalara rastlamak neredeyse imkânsızdır. Bu konuda yapılması gerekenlerin başında, sağlık sorunlarının yanı sıra sosyal, kültürel, ailevi açılardan da birçok sıkıntı yaşayan yaşlı mahpusların özel durumlarının tanımlanması gelir. Bunun yapılabilmesi için ceza infaz sistemine dâhil olan ve hapishanede bulunan yaşlılar hakkında istatistikî bilgilerin elde edilmesi zorunludur.

TUİK’in Adalet İstatistikleri verilerine göre, 1990 ve 2008 yılları arasında 65 yaş ve üstü olan mahpusların genel mahpuslar içindeki oranı %0,7 ve %1 arasında değişmektedir.  Aynı istatistiklere göre 2015 yılında 165.033 mahpusun 2485’i 65 yaş ve üstüdür. Bu da demektir ki yaşlı mahpusların genel mahpuslara oranı %1,5 civarındadır ve geçmiş yıllara oranla % 0,5 bir artış vardır. Nüfusun hızla yaşlandığı da düşünüldüğünde bu oranın her geçen yıl artması da beklenen bir sonuçtur.

2015 verilerine[2] göre 2485 yaşlı mahpusun 199’u tutuklu, 2286’sı hükümlüdür. Bu mahpusların kaçının hüküm aldıktan sonra koşullu salıverilme yasasından yararlanabildiği ya da kaçının serbest bırakıldığı gibi temel bir veriye ulaşmamız ise mümkün değildir. Bu konuda elimizde var olan veriler sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait verilerdir. Bu verilere göre, 65 yaş üstü mahpus sayısı 2006, 2007 ve 2008’de genel mahpus sayısının yaklaşık %1’ini oluşturmaktadır. 2006 yılında yaşlı mahpusların %50’si koşullu salıvermeden yararlanırken, %22’sinin davaları düşmüştür. Bu oran 2007’de %32 koşullu salıverme ve %21 dava düşmesiyken, 2008 de %37,5 koşullu salıverme ve %22 davanın düşmesidir. Eldeki veriler çok eski ve yetersiz olmasına rağmen açık bir şekilde göstermektedir ki, yaşlı mahpusların yarıya yakını ya hüküm almadan bırakılmış ya da koşullu salıvermeden yararlanmıştır.  Bu konuda üzerinde durulması gereken ilk şey, 65 yaş üzerindeki yaşlılar için hapsedilmenin son seçenek olarak görülmesi ve hapsetme dışında farklı tedbirlere öncelik verilmesidir.

Özel ihtiyaçlı mahpus gruplarından biri olan yaşlılar için hapsetmenin son seçenek olarak uygulanması temel talep olmalıdır. Hüküm aldıktan sonra dahi hapsedilmeden evvel koşullu salıvermeden yararlanmalarını, mahkeme süreçlerinde mümkün olduğunca tutuksuz yargılanmalarını sağlamak öncelikli önlemler arasında olmalıdır.  Dolayısıyla, tüm özel ihtiyaçlı mahpuslar gibi yaşlılar için de hapsetmenin alternatiflerinin hızla geliştirilmesi gerekmektedir.

Yine 2006 - 2008 arası istatistiklerine göre yaşlı mahpusların genel mahpuslara oranı %1’dir. Buna karşın ölüm oranları istatistiklerine baktığımızda bu oran 2006’da  %14, 2007’de %21 ve 2008’de de %21 gibi yüksek bir oranlardır.  Bu da bize göstermektedir ki genel mahpus kitlesinin içinde en çok sağlık sorunu yaşayan ve ölüm oranı yüksek olan kitle yaşlı mahpuslardır. Bu verilere de bakarak, ağır hapis cezalarının yaşlılar için ölüm cezası niteliği taşımaması için çeşitli çözüm önerileri geliştirilmesi gerekmektedir. Bunun yapılmaması durumunda yaşlı mahpuslar için cezanın amacını aşan ve hak ihlali yaratan bir duruma yol açtığı söylenebilir. Bu hususta, örneğin 55 yaşını aşmış mahpusların kaldıkları her günün 2 gün sayılması, 65 yaş için 3 gün, 75 yaş için 4 gün ve 85 yaş için 5 gün sayılması gibi yasal değişiklik önerileri değerlendirilmelidir.

Ulaşabildiğiniz verilerden yola çıkarak, yaşlı mahpusların tıpkı ağır ya da kronik hasta mahpuslar gibi sağlık hizmetlerine erişimde sorunlar yaşadıklarını tahmin etmek güç değildir. Yaşla birlikte kronik ve dejenaratif hastalıkların oranındaki artış, yaşlı mahpusların sağlık hizmetlerine diğer mahpuslara oranla daha fazla ihtiyaç duyduğu ve sağlık hizmetlerine ulaşım sorunlarıyla daha sık karşılaştıklarını düşündürmektedir. Kalp, kolesterol, şeker gibi hastalıkların yaşlı insanlarda daha fazla görülmesi ve yaşlı insanların diğerlerine oranla daha sıklıkla diyet ürünlere ihtiyaç duymaları hapishanelerde yaşlıların yaşadığı bir diğer ciddi sorundur. Bu alanda yapılan daha önceki çalışmalarda birçok hapishanede tek bir diyet yemeği çıkarıldığı ve hastalığı dikkate alınmadan tüm mahpusların bu diyet yemeğini yemesi gerektiğine dair verilere ulaşılmıştır. Bu sebeple çoğunlukla diyet beslenmek zorunda olan yaşlıların yaşlılığını sağlıklı sürdürmesini engellenirken, var olan hastalıklarının ilerlemesine ve ölümle sonuçlanan vakalara yol açıldığı tahmin edilmektedir.

Aynı şekilde hapishanede önleyici ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yetersizliği en çok çocuklar ve yaşlılar gibi özel bakıma ihtiyaç duyan mahpusları olumsuz etkilemektedir. Öncelikli olarak yiyecek düzenlemelerinde yaşlılara yönelik özel beslenme ve diyetleri dikkate alınarak yeterli miktarda ve kalitede menülerin hazırlanması gerekir. Hijyenik koşulların giysi,  yatak çarşafları ve diğer kullanım alanlarında sağlanması, özellikle yaşlı mahpusların tek başlarına hijyenik gerekliliklerini sağlayıp sağlayamadığının kontrol edilmesi ve sağlayamadığı durumlarda yardım edecek eğitimli personelin hazır bulundurulması gerekmektedir. Koğuşların aydınlatılma ve havalandırmasının dikkatlice yapılması,  sağlığa zararlı ortam veya aşırı kalabalığın önlenmesi veya yeterli aktivite sağlanması gibi koruyucu hizmetler tüm mahpuslar için gerekli olmakla birlikte yaşlı mahpuslar için daha da acildir. 

Birleşmiş Milletler’in “Yaşlanma Hakkında Uluslar Arası Eylem Planı”na göre (2002) “yaşlının bakımını sağlayan kişi ve/veya çevresindekiler onun fiziksel, sosyal ya da duygusal ihtiyaçlarını, örneğin beslenme, giyim, temizlik, sağlık, barınma, ısınma, güvenlik ve ekonomik giderlerini karşılamıyorsa bu ihmaldir. Yaşlıların gereksinimlerinin sağlanmasındaki yetersizlik de -bazen yaşlının kendinden kaynaklansa bile- ihmaldir. Ve önemli bir nokta: ihmalin kasıtlı ya da kasıtsız yapılması sonucu değiştirmez.”  

 

Bu belirlemeden de yola çıkarak, hapishanelerde yaşlı mahpuslar için birçok düzenlemenin yapılmasının zorunlu olduğu kanısındayız. Bunların acil olanlarından bazıları yaşlı mahpuslarla ilgilenen ceza infaz memurlarının özel bir eğitim almış olması, bakım hizmeti sunacak personelin bulundurulması, yaşlıların sorunlarıyla ilgilenecek sosyal hizmet personelinin bulundurulması, koğuşların yaşlıların ihtiyaçları göz önünde bulundurularak düzenlenmesi, yaşlıların koğuş içinde diğer mahpuslardan kötü muamele görmesini önleyecek önlemler alınmasıdır. Ayrıca sivil toplumun ve akademinin bu konuda çalışmalar yürütmesi için Adalet Bakanlığı’nın veri paylaşımında bulunması da elzemdir.